Bazen yorulursun; yorgunluğun içine dar gelir.
Sokaklar solgunlaşır, nefesin ruhuna çok gelir.
Kendince ölürsün; çerçeveler boş gelir.
Gökyüzüne baktığında, yaz gelir, kış gelir.
Yorulursun, hissizliğin tırnaklarının ucuna dolar. Etine batar.
Etin kanayınca fark edersin.
Ağır gelir.
Haliyle, hesapta yokken ölürsün için için.
Kalbin kırılır, dokunmazsın.
Sustuğunda ve susturulduğunda avuç içine batırdığın tırnaktan daha az acıtacağını bilmediğin için korkarsın.
O yüzden dokunmazsın.
Sana dokunurlar. Bilmezsin
Ve işte bazen yorulursun;
kanın çekilir, battığın dibi görürsün.
Bidaha ölürsün
21 Haziran 2015 Pazar
20 Haziran 2015 Cumartesi
Beyaz Tel
Beni çıldırtan bu boşlukta kendime bir yer bulmam gerektiğini fark ettiğimde tren çoktan kalkmıştı. Gitmekle kalmak arasında durduğum o karar çizgisi trenin kapılarıydı. Kalmayı seçmiştim ancak bunun içimde gitmekle eşdeğer olduğunu düşünmem bendeki yaraları kanatmakla meşguldü.
Bulunabileceğim en olası yer, sözcüklerin tükendiği bir yer olabilirdi şu durumda.
Doğru olanı seçmek için beynim fazlaca sarhoş; bedenim oldukça yorgundu.
Bir şeyler hissedebilmek uğruna mutsuzluğa bile razıydım. Bu zaten diğer her şeyi siliyordu.
Haliyle çocuk seslerinden sıkıldım. Klasik müziklerden, hastalıklardan, saçımdaki sürekli elimle kopardığım beyazlardan, neyse'lerden, sigara dumanından ve insanlardan sıkıldım.
Ellerim titrediği için taşırdığım kırmızı ruju, kırışıklıklarımı, bakımsız ve çökmüş bir kadın olarak görünmeyi sevmiyordum. İstasyondaki kalabalığa bakılırsa, birilerinden ya da bir şeylerden nefret etmeyi de sevmiyordum.
Çünkü nefret etmenin insana yüklediği ağırlıkla tanıştığımda henüz çok gençtim
Şimdi kırklarını geçmiş bir kadınım. Yanımda bana susmadan bir şeyler anlatan, beli kamburlaşmış yaşlı adamı duymamaktayım. Öyle ki, ağlamaklı sesindeki titremeyi fark etmem, çocuklarımın bana ihtiyacı olduğunu düşünmemle birdi.
Hala hiçbir şey hissetmiyor oluşumun verdiği boşlukla, titreyen ellerim, kırık kalbim, külü durağanlığımdan dolayı düşmüş sigara izmaritim ve derman kalmayan dizlerimle yürüyerek tekrar bilet almak için gişeye doğru ilerledim.
Yapabileceğim en iyi şey belki de gitmekti. Öyle olmalıydı.
Gittiğim yerde içi boş olan valizime belki biraz umut eklerdim,
ya da hiç dolmayacak olan bedenimi de valize hapsedip öyle giderdim.
Böyle daha güzeldi.
Durdum.
Şimdi duyabiliyorum, gişedeki kadının "biletiniz gidiş-dönüş mü olacak?" diye sorduğunu.
Bu gidişin dönüşü olmayacak demek yerine kuru bir hayır diyerek, savrulacağım o boşluğa ilk cevabımı veriyorum.
Biliyorum; sadece bazı şeyleri sevmiyorum. Fark ediyorum.
Sen de buna dahilsin demeden bir sigara yakıp, saçımdan bir beyaz tel daha koparıyorum.
Ve gidiyorum..
21 Nisan 2015 Salı
Akrep mi hızlı Yelkovan mı?
Mutfağımdaki metal saatin çıkardığı sesle senkronizeydi bazı şeyler. Görünüşte her şey normaldi. Saat de çalışıyordu ama eksikti çok şey.
Adımların hep biraz daha hızlandı her basamakta. Bir sonrakine daha bir hiddetle bastın.
Hesapta kendinle yarışıyordun ama, beni de çoktan geride bırakmıştı rüzgarın.
Kural basitti; düşmeyecektik. Tutunacaktık illa ki, ya bir şarkıya ya da bir sevdaya.
Benimle ilgili her şey senindi; bende sen yoktun. Ya da sadece cebimdeki bozukluktun.
Belki biraz havayı koklamak iyi gelirdi ama bu polenler mahvediyor insanı.
Babamlara da daha söylemedim, hala işlerle uğraştığını, mukavvadan evler yaptığını sanıyor o kırlaşmış saçlarıyla. Bu şehir ise unutmuş seni o sürekli yanan ışıklarıyla.
Çay soğudu. Duvardaki saat de çalışıyor, oysaki bazı şeyler hala eksik.
Birlikte yaşamaya devam ederdik ama,
sanırım geçmedi tıraş olurken yüzünde beliren kesik.
7 Ocak 2015 Çarşamba
Yabancılaşıyorum
Yabancılaşıyorum. Sokakta bedenime çarpıp sarsıldığım, nefes alan canlılara; insan dediklerimize. Evet yabancılaşıyorum.
Bulmakta zorlandığım, benliğimin en ücra köşesindeki kırılmışlıklarıma bakıyorum; yoklar.
Midem bulanıyor, ciğerlerime nikotin hapsedilmiş.
Yabancılaşıyorum.
Yokluğuma,
Yok oluşuma,
Var olamayışıma.
Omuzlarım ağrıyor, sırtımda sızılar.
Bastırılmışlığımda boğulmakla meşgulüm.
Bileklerim kanıyor. Ellerimden süzülüp yere damlayan kanda buluyorum kendimi, belki de sadece öyle sanıyorum.
Dünyadan düşerken hissediyorum çöküşümü. Gözlerim kararırken gördüğüm son şeyin kan birikintisi olmasından muzdaribim.
Yabancılaşıyorum,
Kendime, beynime, fikirlerime
Solup giden kelimelerime,
Bin bıçak saplandığını hissettiğim sırtımdaki çocukluk yarama
İnsanlara
Yabancılaşıyorum,
Yok oluyorum.
1 Kasım 2014 Cumartesi
kırmızı
"Kalbime dokunuyorsun" dedi kırmızı rujuyla hüznü ruhunda taşıyan kadın.
Sustu adam.
Bir daha konuşmamak üzere,
Sustu.
Ve kadın, bir daha soyunmadı hiç bir geceye.
Bin parçaya bölündü tek kişilik bedeniyle.
O zamana kadar hiç bir adam, onun kadar, üşümemişti bir kadının sıcaklığında.
Bir sigara yaktı kadın.
Ruja bulandı kadının sigarası,
Kadına bulandı adam.
Her nefeste onu içine çektiği zaten titreyen ellerinde gizliydi.
Birbirlerine bakıyorlardı,
Ama gören yoktu
Bir yalnızlığı paylaştılar
Sustular.
Ve hiç bir aşk böyle alevlenmedi,
Yine sustular.
Hiç bir aşk böyle solmadı birinin ruhunda.
Bir daha konuşan olmadı,
Yine susmayı seçtiler;
Ve bundan sonra tektiler.
6 Eylül 2014 Cumartesi
ya siz, kimsiniz?
Ben bir hastanenin, rengi solmuş mavi duvarıyım. Her gün insanların acılarıyla uyanıyorum. Onları selamlıyorum. Her gün onlarca çığlık yankılanıyor bedenimde. Onlarca gözyaşı dökülüyor gözlerimin önünde. Telaşlarına bakıyorum, bazen de küçük ailelerine yeni bir bireyin katılmış olmasını karşılayan, çiçeği burnunda bir annenin sevincini paylaşıyorum.
Ben hep bekliyorum, onlar gibi. Çürüyorum
Ben bir pencereyim, dar bir sokağa bakan. Sokak satıcılarıyla konuşuyorum.
Tablasındaki kırmızı elmalara, yeşil üzümlere bakıyorum.
Belki beş dakika sonra unutuyorum
Bense bir müzik kutusunun baleriniyim.
Dönüyorum öyle, dünyada varolma sebebim buymuşçasına.
Gözlerime bakarsanız, küçük bir kızın uykuya dalışını seyredebilirsiniz;
Benim her gece yaptığım gibi.
Ben bir sigara dumanıyım
Yahut bir rakı bardağı.
Sonbaharda dalından ayrılan o sararmış yaprak, yine benim.
Evet haklısın, bir süre önce yeşildim. Ama zaman geçiyor işte. Öyle ya da böyle.
Zamanın akışını durduramayan o eller, yine benim ellerim.
Sen bunları bilmiyorsun ama, ben senim
Sensizim ama, ben sizim
Göremeseniz de.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)